"Bu blog'un adı neden zigot? Hem o da ne?" diyenlere:
"biri anneden (oosit), biri babadan (sperm) gelen iki eşey hücresinin birleşmesi (fertilizasyon) sonucu oluşan diploit hücre" de diyebiliriz.
Zigotu meydana getiren hücreler kendi başına güçsüz, kararsız, eksik ve kısa ömürlüdür. Ancak birleştiklerinde oluşan şey tamamlanmış, kararlı ve mükemmel olan yeni bir yaşamdır.
Bunu büyük ölçüde yin-yang kavramına benzetebiliriz: Çünkü Yin ile Yang, aynı bütünün birbirini tamamlayan iki parçasıdır. Bu parçalar birbirine oldukça zıttır, ikisinin de kendine özgü güzellikleri ve zayıflıkları vardır ama birbirini tamamlayarak bunları dengelerler. Kadın ile erkek de bu bütün gibidir. Bu betimlemeden hiçbir farkı yoktur. Ve bu güzeldir, doğanın gereğidir. Bu böyle olmasaydı doğa bir devinim içinde olamazdı ve yaşam da olamazdı.
İlk bakışta biyoloji veya Zen felsefesiyle ilgiliymiş gibi görünse de, bu blog kadın üzerinedir.
Kadın konusunda yazmaya başlamam çok yeni sayılır. Beni şaşırtan, yazıların beklediğimden hızlı ve doğurgan olmasıydı. Muhtemelen, evin bodrum katı diyebileceğimiz depo amaçlı kullanılan, “karanlık” bir yerinde biriktirmiştim hepsini. Işığı yakıp ortalığı karıştırınca da çok şey çıktı haliyle. Yaklaşık son bir yıl içinde ise tanık olduğum bazı olaylar, gözlemlediğim birtakım tartışmalar ve her gün duyduğum cümleler sonunda bunları yazıya dökmeme neden oldu.